DÜNYADAKİ NİMETLERDEN SORGULANMA

Sonra o gün, nimetten sorguya çekileceksiniz. (Tekasür Suresi, 8)


İmanı yaşamayan insanların geneline yön veren ortak bir amaç vardır: Dünya hayatından, sınır tanımadan maksimum oranda fayda elde edebilmek... Dünyanın her neresine gidilirse gidilsin, iman etmeyen kimseler arasında bu ortak amaçtan sapılmadığı; zengin fakir, köylü şehirli, büyük küçük demeden herkesin bu ideal doğrultusunda hareket ettiği görülür. Bunun sebebi ise bu kimselerin, hayatın ölümle sınırlı olduğuna dair çarpık bir inanç içerisinde olmalarıdır. Oldukça kısa olan ve hızla gelip geçen bu hayatı kendilerince en iyi şekilde değerlendirmek için dünyevi kazanç peşinde koşmaları gerektiğini sanırlar.


C:\Users\kişi\Desktop\My Pictures\AYET\nimet ayet.jpg

Oysa bu tamamen batıl bir inançtır. Çünkü dünya hayatı bir imtihan yeri olarak yaratılmıştır. Allah dünya hayatını insanlara özellikle çekici gelecek şekilde yaratmış ve pek çok nimetle süslemiştir. İnsan yaşadığı her an Allah'ın kendisi için yaratmış olduğu yüzlerce nimet ve güzellikle karşılaşır; soluduğu temiz hava, her biri birbirinden farklı ve etkileyici güzellikteki doğa manzaraları, hayvanlardaki eşsiz güzellikler ve birbirinden ihtişamlı bitkiler, çiçekler ve insan güzelliği ruhta derin etkiler bırakır. Ama dünya hayatındaki tüm bu güzelliklere dair bilinmesi gereken çok önemli bir gerçek vardır; Rabbimiz'in bildirdiği gibi, "... Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir." (Al-i İmran Suresi, 185)

Dünya hayatının aldatıcılığı, onun geçiciliğinden, bir gün mutlaka yok olacak olmasından kaynaklanmaktadır. Kuran'ın "O, amel (davranışve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı..."(Mülk Suresi, 2) ayetiyle hatırlatıldığı gibi, Allah yeryüzünü ve dünya nimetlerini insanlardan hangilerinin salih davranışlarda bulunacaklarının denenmesi için yaratmıştır. İnsan burada çok kısa bir süre kalacak ve dünya nimetlerinden ancak sınırlı bir süre için faydalanabilecektir. İnsanın gerçek hayatını yaşayacağı yer ise ahirettir. Allah Kuran'da ahiretin insanların "asıl hayatı" olduğunu şöyle bildirmiştir:

"Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi." (Ankebut Suresi,64)


İnsanların kimisi bu güzelliklerin Allah'tan olduğunu bilecek ve bu geçici nimetleri O'na şükrederek kullanacaktır. Asıl amacı ise dünya hayatında Allah'ın hoşnutluğuna yönelik işler yaparak ahireti kazanmak olacaktır. Kimi insanlar da dünya hayatının sahte süslerine aldanacak ve tüm bunların Allah'tan olduğunu unutarak ahiret hayatını göz ardı edecektir.

İşte imandan uzak yaşayan insanlar, bu ikinci alternatifi seçerler. Bu kişilerin ileriye yönelik planlarının hiçbirine ahiret hayatı dahil değildir. Allah onların bu tercihlerinin sebebini bir ayette şöyle açıklamıştır:

"Bu, onların dünya hayatını ahirete göre daha sevimli bulmalarından ve şüphesiz Allah'ın da inkar eden bir topluluğu hidayete erdirmemesi nedeniyledir." (Nahl Suresi, 107)

Ayette de bildirildiği gibi, dünya hayatı bu insanları aldatır ve daha sevimli görünür. Allah'ın insanlara bir nimet ve deneme olarak yarattığı tüm imkanlar onları kandırır. Ve Allah'a karşı yükümlü oldukları sorumlulukları unutarak bu hayata dalıp giderler. Bu kimseleri tutkuyla oyalayarak gaflete sürükleyen konular ise belli başlıdır. İyi bir hayat yaşayabilmek, zengin olabilmek, itibar ve mevki edinip toplumda saygın bir yere gelmek…

Elbette tüm bunlar her insanın dünyada sahip olmak isteyeceği meşru nimetlerdir. Ancak bu kişilerin burada içerisine düştükleri büyük bir yanılgı vardır.

Bu kimseler, tüm bunların gerçek sahibinin sadece Allah  olduğunu, bu nimetleri Kendisi'ne şükrederek kullanmaları için verdiğini ve asıl hedeflenmesi gereken hayatın ahiret olduğunu unuturlar.


Çevrenize şöyle bir bakın. Herşey insanın ihtiyacına uygun olarak yaratılmış. Vücudunuza bir bakın; sizin hiçbir müdahaleniz olmadan kusursuz bir biçimde işliyor. Ne kalp atmayı unutuyor, ne de sinirler beyine gerekli mesajları gerektiği zamanlarda aktarmayı aksatıyor. Beslenebilmeniz ve dolayısıyla yaşayabilmeniz için gerekli tüm besinler doğal olarak dünyada mevcut. İhtiyacınız olan oksijen atmosferde tam gereken miktar kadar var. Rahatça, hiç düşünmeden hareket etmenizi sağlayan bir kas ve iskelet sistemine sahipsiniz. Dilediğinizi rahatça tutup, istediğiniz yere yürüyebiliyor veya koşabiliyorsunuz. Üstelik sadece hayatta kalmanızı sağlayan fonksiyonlara da sahip değilsiniz, ayrıca çok çeşitli zevkleri hissedebiliyorsunuz. Bunun için gerekli şuur da size verilmiş. Yiyeceklerin tatları, gördüğünüz bir manzaranın güzelliği, seyrettiğiniz bir filmin konusu, bir dostunuzun sohbeti sizi hoşnut edebiliyor. Ve bunları sizin için var eden üstün güç sahibi bir Yaratıcı var. Sizi yoktan, bir hiçlikken var etmiş. Eğer O dilemeseydi, siz bir hiçlik olarak kalacaktınız, hiç var olmayacaktınız. Ama Allah diledi ve sizi bir insan suretinde yarattı.


Dolayısıyla insanın çok kısa olan dünya hayatını kendisine amaç edinip geçici dünya nimetlerinin hırsıyla hareket etmesi büyük bir aldanıştır.

Peygamber Efendimiz (sav) de bir hadis-i şerifinde asıl hayat olan cennet ile dünya arasındaki farkı şöyle bir örnek ile açıklamıştır:


“Ebu Hureyhe radıyallahu anlatıyor: Resulullah Aleyhisselatü resselam buyurdular ki: ‘Cennette yay kadar bir yer, Güneşin üstüne doğduğu veya ısıttığı şeyden (dünyadan) daha hayırlıdır.”

Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği gibi bu dünyadaki nimetler cennet nimetlerinin ancak çok küçük bir örneği olabilir. Dünya hayatının nimetleri ne kadar güzel, etkileyici ve kalıcı görünse de, insan bunların ardında gizlenen önemli gerçeği hiçbir zaman unutmamalıdır. Yalnızca bir aldanıştan ibaret olan bu dünyanın sahte süslerine kapılmanın, onlara karşı karşı tutkulu bir sevgi duymanın kendisini hem dünyada hem de ahirette hüsrana sürükleyebileceğini bilmeli, her anını yalnızca Allah'ın rızasını kazanmayı amaç edinerek ve dünya süslerine de gereği kadar değer vererek geçirmelidir.


NİMETLERE ŞÜKRETMEK


Allah'ın insanlara verdiği nimetlerin tamamını burada yazmaya kalksak, "Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız..." (Nahl Suresi, 18) ayetinde bildirildiği gibi, buna güç yetiremeyiz. Dahası Allah, dünya hayatında Kendi yoluna uyanlara, bir insan için olabilecek en güzel karşılığı vaat etmiştir: Sonsuza kadar kalacağı ve canının istediği herşeye sahip olabileceği cennet.


Tüm bunlar karşılığında size düşen çok önemli bir sorumluluk, elbette tüm bu verdiklerine karşılık Allah'a şükretmektir. Bir ayette şöyle denir:
Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi. (Nahl Suresi, 78)


http://www.harunyahya.org/Makaleler/ramazan2005/images/14_clip_image001.jpg


Hayatınız boyunca size verilen tüm nimetler de yine Allah'tandır. Bu nedenle, Allah'tan başka ilah yoktur.
Allah, insanlar için rahmetinden her neyi açacak olsa, artık onu kısıp-tutacak yoktur; her neyi kısar-tutarsa, artık onu da ondan sonra salıverecek yoktur. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında bir başka yaratıcı var mı? O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz? (Fatır Suresi, 2-3)


Buna rağmen, insanların büyük bir çoğunluğunu şükretmez. Bunun nedeni ise ayetlerde bildirilmektedir. İnsanları Allah'ın yolundan saptırmak için yemin eden şeytan, insanların şükretmelerini de engelleyeceğini söylemiştir. Şeytanın bu sözleri Kuran'da şöyle bildirilir:

"Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." (Allah) Dedi: "Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak ordan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım." (Araf Suresi, 17-18)

Müminler ise, sahip oldukları her nimet için ne kadar aciz ve muhtaç olduklarını düşünerek Allah'a şükrederler. Müminlerin Allah'a şükrettikleri tek nimet zenginlik, mal, mülk değildir. Herşeyin sahibinin ve hakiminin Allah olduğunu bilen müminler sağlıkları, güzellikleri, ilimleri, akılları, imanı sevmeleri, küfrü çirkin görmeleri, hidayet ehli olmaları, tertemiz müminlerle birlikte olmaları, anlayış, basiret ve feraset sahibi olmaları, güçleri dolayısıyla şükrederler. Gördükleri güzel bir manzara için veya işleri kolay hallolduğunda, istedikleri birşey gerçekleştiğinde, güzel bir söz işittiklerinde, sevgi ve saygı gördüklerinde ve daha saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok nimetle karşılaştıklarında hemen Allah'a şükreder, O'nun merhametini, şefkatini, Rahman ve Rahim olduğunu düşünürler.
 
Allah, onların bu ahlakına karşılık olarak Kuran'da bir sır bildirmiştir. Bu sır, Allah'ın şükredenlere nimetlerini artıracağıdır. Örneğin sağlığı ve gücü için şükredici olan bir Müslümanın Allah gücünü ve sağlığını daha da artırır. İlmi veya mülkü için şükredenlere Allah daha çok ilim ve mülk verir. Bu, onların Allah'ın verdikleri ile yetinen, sahip oldukları nimetlerle sevinen, samimi ve Allah'la dost insanlar olmalarındandır. Allah, bu sırrı Kuran'da şöyle bildirmiştir:

"Rabbiniz şöyle buyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir." (İbrahim Suresi, 7)

TEVEKKÜLSÜZLÜK


Kuran ahlakından uzak toplumlarda yaygın olan yanlış bir anlayış vardır. Bu anlayışa göre vicdan rahatlatmak için kişi malından az bir şey verir. Böylece de infak gibi önemli bir dini vecibeyi yerine getirmenin huzuru içinde malının geri kalan büyük bölümünü elinde tutar. Allah verdiği nimetlerden sorgulayacağını bildirdiği halde, elindeki nimetleri korkusuzca kötüye kullanır. Kuran'da bu tavrın yanlışlığına açıkça dikkat çekilmektedir. Ayetlerde şöyle buyrulur:

Şimdi, o yüz çevireni gördün mü? Azıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu. (Necm Suresi, 33-34)

Allah'ın Kuran'da belirttiği infak ibadeti ise tamamen farklıdır. Kuran'a göre infak etmedeki ölçü, "... ihtiyaçtan arta kalan"dır. (Bakara Suresi, 219) Bu, Allah'ın herkese farz kıldığı bir hükümdür. Ayet şöyledir:

... Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz. (Bakara Suresi, 219)

Bu hükme uymayanın kaybı sadece az ecir almak değildir; bu kişi aynı zamanda da Allah'ın beğenmediği bir davranışı yapmakla ahireti açısından büyük bir sorumluluk altına girmektedir. Zira ihtiyaçtan fazlasını elinde tutan bir kimse Allah'ın kesin bir hükmünü ısrarla yerine getirmemektedir. Cimrilik yapmakta ve gerçekte tümü Allah'a ait olan ve Allah'ın kendisini denemek için verdiği ve infak etmesini bildirdiği mala haksız olarak sahip çıkıp kendisine saklamaktadır. Allah gerçekte inkarcılara özgü olan bu davranışı gösteren insanları Kuran'da şöyle tarif etmektedir:

Onlar, cimrilikte bulunurlar, insanlara da cimriliği emreder (önerir)ler. Allah'ın fazlından kendilerine verdiğini gizli tutarlar. Biz o kafirlere aşağılatıcı bir azab hazırlamışızdır. (Nisa Suresi, 37)

Müminin elbette bu ayetlerde tarif edilen ölçüde bir cimrilik yapması ya da mal yığıp biriktirmesi söz konusu olamaz. Ancak dikkat etmesi gereken, çok az bir miktarda da olsa ayetlerde kınanan tutuma meyletmektir. Bir kişi malının çok büyük bir kısmını infak etmiş olabilir. Fakat ihtiyacından fazla olan çok az bir kısmını kendine ayırmakta ya da ilerisi için saklamakta bir sakınca görmüyorsa, yukarıdaki ayetlerde tarif edilen zihniyete meyletmiş olur. Çünkü cimrilik ve malı yığıp biriktirmenin ardında yatan temel sebepler, gelecek endişesi, fakirlik korkusu, dünyayı ahiretten ön planda tutma gibi endişelerdir.

C:\Users\kişi\Desktop\My Pictures\HAKİKATLER\HAYVAN\42-18290903.jpg

Dünya üzerindeki hic bir canlı –insan hariç- biriktirmemektedir. İhtiyacı ne kadarsa o kadarını almaktadır. Kuşları düşünecek olursak, yalnızca yaşayabilecekleri kadar yer isgal ederler. Sadece doyacakları kadar yiyecek  bulur ve yerler, yiyecekler stok yapmazlar. Diğer hayvanlar da böyle davranmaktadırlar, karınları acıkınca rızıklarını aramaya çıkarlar. İnsan ise böyle davranmaz, biriktirir. Çünkü insanda  tevekkülsüzlüğünden dolayı gelecek korkusu vardır. Ağaclar örneğin; tevekküllü olduklerı için rızıklarını Allah verir.

İnsanlardaki  endişelerin, gelecek korkusunun sebebi Allah'a karşı duyulan güvendeki eksiklik, tevekkülsüzlüktür. Tevekkül, sebeplere bağlı olup sonucu Allah’a bırakmaktır. Sebeplere bağlı olmak gerekir çünkü onları da Allah yaratmaktadır. Tevekkülsüzlük imani zayıflıktan kaynaklanan önemli bir sorundur. Görüldüğü gibi çok küçük, önemsiz görünen bir zaafın altında çok önemli eksiklikler yatabilmektedir. Allah'ın diğer sınırlarını korumadaki zaaflar gibi, infak konusundaki bu zaaf da kişinin gerçek imani durumunu, ihlas ve samimiyet derecesini gözler önüne sermektedir.

Halis bir müminin küçük çıkarlara tamah ederek dünyada ve ahirette büyük bir kayba uğramaktan çekinip korkarak, Allah'ın bu hükmünü titizlikle yerine getirmesi gerekmektedir.


İman etmeyen insanların bu gerçeklerden uzak yaşamaları, onlara basit ve sıradan bir dünya oluşturur. Dünya üzerindeki birçok insan bu belli başlı birkaç idealin peşindedir. Herkesten daha üstün olabilmek, daha fazla para kazanabilmek ve dünyadan daha fazla yararlanabilmek için çoğu zaman pek çok ahlaki ve insani özellikten rahatlıkla taviz verebilirler. Bu da onlara sandıkları gibi iyi bir hayat değil, aksine zor bir hayat getirir. Ellerinde dünya hayatında değer gören ne kadar çok nimet olursa olsun, geliştirdikleri kötü karakter nedeniyle bu nimetlerden umdukları zevki alamaz ve bunları kendi lehlerinde kullanamazlar. İçerisine düştükleri çıkar savaşı bunu engeller. Nimetlerin sadece kendilerine ait olmasını isterler ve bu konuda delice bir hırsa kapılırlar. Bu da onlara ellerindekiyle yetinemeyen memnuniyetsiz bir karakter getirir.

Bu hırs ve yarış içerisinde dünya hayatının nimetlerinden daha da fazla istifade edebilmek için koşuştururlarken, yavaş yavaş hastalıklarla ve yaşlılık ile karşılaşmaya başlar ve bir süre sonra ölüm gerçeği ile yüzleşirler. Bu aşamadan sonra ise dünyadakinin aksine, para, mevki ve itibar gibi kavramların hiçbir işe yaramayacağı ve sadece Allah'ın rızasını kazanmak için harcanan çabaların karşılık göreceği ahiret hayatı ile karşılaşırlar. Kuran'da, ahirette bu gerçeği yakinen kavradıklarında, hayatları boyunca Allah'a yönelmeyi göz ardı edenlerin ebedi pişmanlıkları şöyle haber verilmiştir:

"O inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler. Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir." (Hicr Suresi, 2-3)